Kıble Sözü Nereden Gelir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Kıble sözü, genellikle dini bir terim olarak bilinse de, toplumsal yapıları, kimlikleri ve güç ilişkilerini anlamada önemli bir metafor olabilir. Bu kavram, insanların yönelmesi gereken bir hedef veya merkezle ilişkilendirilen bir kelime olarak, sadece dini bir yönelimden ibaret değildir. Sokakta yürürken, toplu taşımada başkalarının yaşam biçimlerini gözlemlerken, hatta işyerindeki etkileşimlerde bu “kıble” kavramının aslında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi önemli konularla nasıl iç içe geçtiğini görmek oldukça mümkün. Kıble sözü, sadece fiziksel bir yönelme değil, aynı zamanda toplumsal yapılar içerisinde kadınların, LGBT+ bireylerinin, farklı etnik grupların, işçi sınıfının ve genel olarak dezavantajlı grupların yönelimlerinin nasıl şekillendiğiyle de doğrudan bağlantılıdır.
Kıble ve Toplumsal Cinsiyet: Kimliği ve Yönelimleri Sorgulamak
Kıble sözü, İslam’da, Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal yönü belirtir. Ancak, kelimenin anlamı, günümüz toplumsal yapılarında farklı biçimlerde yer bulur. Toplumsal cinsiyet, kimlik ve yönelim üzerinden bakıldığında, kıbleyi nasıl algıladığımız, genellikle içinde bulunduğumuz toplumsal ve kültürel çerçevelere dayanır. Özellikle İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde, kıble kavramı gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Herkesin kendine bir yönelme noktası belirlediği ve bu noktaların sosyal normlarla şekillendiği bir dünyada yaşıyoruz.
Örneğin, kadınların sokakta ya da toplu taşımada nasıl var olduklarını gözlemlediğimizde, kıble kavramı bu deneyimlerle iç içe geçer. Birçok kadın, evden çıkarken ya da işe giderken, giydikleri kıyafetler ve takındıkları tutumlarla toplumsal cinsiyetin çizdiği sınırları aşmaya çalışır. Fakat, toplumsal cinsiyet rollerinin dayatıldığı ve bir kadının toplumda nasıl davranması gerektiğine dair sürekli bir baskı hissettiği bir ortamda, kadınların “yöneldiği” kıble, çoğu zaman bu baskılarla şekillenir.
Birçok kadının, kıbleye yani toplumsal beklentilere doğru yöneldiği bir dünyada, bu yönelimler bazen kişisel seçimlerden ziyade, toplumun bir tür “zorlaması” olur. Toplumda kadınlara biçilen roller ve sınırlamalar, kadınların sokakta yürürken, işyerlerinde karar alırken veya gündelik yaşamda karşılaştıkları durumlardaki kıbleyi belirler. Örneğin, iş yerinde kıdemli bir erkek yöneticiyle karşılaşıp, kendini daha düşük statüde hisseden bir kadının duyduğu güçsüzlük, bu yönelimin bir yansıması olabilir. Kadınlar için “yönelmek” ya da “kıbleyi bulmak” sadece dini anlamda bir yönelme değil, sosyal baskılara boyun eğme, geleneksel rollerle uyum sağlama gibi karmaşık bir süreçtir.
Çeşitlilik ve Kıble: Farklı Kimliklerin Yönelmesi
Kıble, yalnızca dini bir kavram olarak değil, aynı zamanda toplumsal kimliklerin şekillenmesinde de önemli bir yer tutar. İstanbul sokaklarında veya toplu taşımalarda etnik çeşitliliği gözlemlemek, kıble kavramının farklı kimlikler tarafından nasıl algılandığını görmek açısından ilginçtir. Türk, Kürt, Arap veya başka etnik kimliklere sahip bireyler, toplumsal alanda sürekli olarak farklı yönelimlerle karşı karşıya kalırlar. Kimi zaman, bir kişinin kıblesi, toplumun kendisinden beklediği rolü yerine getirme zorunluluğuyla sınırlıdır.
Toplumsal çeşitliliğin içinde, LGBT+ bireylerin kıble anlayışı da çok farklıdır. Toplumda genellikle heteronormatif bir düzenin dayatıldığı bir dünyada, LGBT+ bireylerinin kıbleleri hem sosyal baskıların hem de kimliklerini bulma çabalarının bir sonucudur. Bu bireyler, sıkça “yöneldikleri” değerlerin toplum tarafından kabul edilen “doğru” olanlarla çeliştiğini hissederler. Birçok LGBT+ bireyi, toplumsal normlar ve kabul görmeyen kimliklerin yarattığı dışlanmışlıkla karşılaşır. Toplumsal cinsiyetin katı sınırlarını aşmaya çalışırken, kendilerini “yönlendikleri” kıbleye ulaşmaya çalışırken toplumsal baskılarla boğuşurlar.
Bir LGBT+ bireyinin, toplu taşıma aracında giydiği kıyafetler veya takındığı tavır, etrafındaki insanların bakışlarını, tutumlarını değiştirebilir. Yine de, toplumsal cinsiyetin ve heteronormatif yapının etkisiyle, toplumsal kıblelerine ulaşan bu bireyler, bazen bu yönelimlerin ne kadar dışlanmış ve engellenmiş olduğunu hissedebilirler. Bu durumda kıbleyi bulma, hem içsel bir arayış hem de dışsal bir mücadelenin parçası haline gelir.
Kıble ve Sosyal Adalet: Hangi Yönelim Gerçekten Adil?
Sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, kıble kavramı, toplumsal eşitsizlikleri, sınıf farklarını ve ekonomik adaletsizlikleri de gözler önüne serer. Sokakta veya işyerinde gözlemlediğimizde, daha düşük gelirli bireylerin, işçi sınıfının, işsizlerin veya yoksul kesimlerin yaşadığı adaletsizlikler, bu kişilerin kıblelerini nasıl belirlediklerini etkiler. Yüksek gelirli bireylerin, varlıklı sınıfın ve elit kesimin yaşadığı ayrıcalıklar, onların “yöneldikleri” kıbleyi daha kolay bulmalarına olanak tanır.
İstanbul’da bir sabah, işe gitmek için otobüse bindiğimde, düşük gelirli bir işçi sınıfına ait bir kadın, kıbleye doğru “yönelmek” için sabahın erken saatlerinde çabalarını gösteriyordu. Gözleri yorgundu, ama aynı zamanda kararlıydı. Çalıştığı temizlik işinde daha fazla para kazanmak, çocuklarına daha iyi bir hayat sunmak için kıblesine doğru ilerliyordu. Fakat, onun bu yolculuğu, sadece fiziksel bir yönelme değil, aynı zamanda büyük bir mücadeleyi de simgeliyordu. Sosyal sınıf farkları, ekonomi ve sınıf temelli adaletsizlik, onun hayatındaki en büyük engellerdi. Bu noktada, kıble sadece dini bir mecra değil, aynı zamanda toplumsal bir hiyerarşinin ve eşitsizliğin de simgesi haline gelir.
Bir diğer örnek, işyerinde sıkça karşılaştığım bir durumdur: Yöneticimle konuşurken, kıdemli bir beyaz yakalı çalışan, genellikle daha az saygı gören ve daha fazla iş yükü taşıyan siyah işçilerle birlikte çalışırken kendini daha “yönlendirilebilir” hissediyordu. Bu, yalnızca bir takım hiyerarşik ilişkiler değil, aynı zamanda sosyal adaletin eksikliğiyle ilgili bir durumdu. Bir kişinin kıblesi, toplumdaki diğer gruplara göre daha kolay şekillendirilebilirken, dezavantajlı grupların yöneldikleri kıbleye ulaşması, çok daha zorlu bir süreç haline gelir.
Sonuç: Kıbleyi Bulmak ve Toplumsal Yapıyı Sorgulamak
Kıble sözü, tarihsel olarak dini bir yönelim ifade etse de, toplumsal yapılarla, sınıf farklarıyla, toplumsal cinsiyetle ve çeşitlilikle ilişkilendirildiğinde çok daha derin bir anlam taşır. Bir kişinin kıblesi, sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal baskılar, normlar ve eşitsizliklerle şekillenir. İstanbul’un sokaklarında, toplu taşımasında, işyerlerinde gördüğümüz her birey, kıblesine doğru bir yönelimle ilerlerken, bu yolculuk, aynı zamanda toplumsal yapıyı ve adaleti sorgulama fırsatıdır.