Aphrodite Kime Aşık? Bir Aşkın Hikâyesi
Kayseri’nin soğuk kış akşamlarında, evimin penceresinden dışarı bakarken, bazen kendimi tarihin tozlu sayfalarına bırakıp düşüncelere dalıyorum. Bugün de öyle oldu. Gözlerim dışarıda kar tanelerinin dansını izlerken, birden eski Yunan efsanelerinin derinliklerine indim. Aphrodite… Güzellik ve aşk tanrıçası. Herkes ona aşık olmuştu, ama ya o? O kime aşık? Ve ben de bir an, kalbimdeki o boşluğu hissettim; aşkın ne kadar karmaşık, ne kadar kocaman bir duygu olduğunu düşündüm. Aphrodite’ye, sanki biraz da kendimi anlamaya çalışarak yazmaya başladım.
Aphrodite’nin Aşkı
Aphrodite’nin aşkı hep çok konuşuldu. Herkes ona tapar, güzelliği için ödüller verirdi. Ama içimde bir yerlerde, hep bir eksiklik vardı. Aşkını kim alırdı, gerçekten? Bir gün tanrıça, Yunan adalarındaki rüzgârlarla konuşurken, ona bu soruyu sordum. Neden mi? Çünkü ben de bu kadar tutkulu, bu kadar arzulanan bir aşka sahip olamadım. Hep başkaları aşık oldu bana, ama ben? Hangi kalp, bana “sadece sana aitim” diyordu?
Bir akşam, Kayseri’nin soğukları beni iyice sarhoş etmişken, kafamı toparlayıp biraz daha derin bir şekilde düşünmeye başladım. O an, kendi içimdeki hislerle bağlantı kurarken Aphrodite’nin hikâyesi bir daha canlandı. Belki de onun aşkı çoktan başlamıştı, belki de o da birini bekliyordu. Herkesin anlatmaya çalıştığı, anlatmaya cesaret edemediği, büyülü bir aşk…
“Ona Aşığım, O da Bana”
Bir gün, Aphrodite’nin gerçekte kime aşık olduğunun cevabını buldum. Efsaneye göre, en çok aşık olduğu kişi Hephaestus’tu. Ama, tanrıların aşkı bir masal gibiydi. Hephaestus, kasvetli, ateşin kararmış hali gibiydi. Oysa Aphrodite’nin içinde hep bir ışık vardı. Sonra düşündüm, bu aşk ne kadar zor olabilirdi? Hephaestus’un ateşi ve Aphrodite’nin zarafeti… Aralarındaki ilişki, bir yanda derin bir bağ, diğer yanda uzak bir mesafe gibiydi.
Ben de bu ilişkiyi düşündüm, kendi hayatımdan yola çıkarak. İnsan ne zaman birine aşık olursa, o kişi her zaman ona ulaşamayacak kadar uzak olabilir. Bu da insanı kırar, eksik bırakır, başkalarına yönelmesine sebep olur. Ama işte o zaman bir gerçek ortaya çıkar: Gerçek aşklar hep zor olanlardır.
Benim Hayal Kırıklığım
O an düşündüm, belki de aşkın tanımını biz yanlış yapıyoruz. Gerçek aşk her zaman yanımızda olmayabilir. Hatta bazen en çok sevdiğimiz kişi, bize ait olmadan başka birini seviyor olabilir. O an kaybolmuş hissettim. Ama aynı zamanda da bir umut vardı. Aphrodite gibi, biz de bazen zor aşklarla baş etmek zorunda kalıyoruz. Aşkı daha fazla sevdikçe, hep eksik kalan parçamızı arıyoruz.
Bir an gözlerim doldu, çünkü her ne kadar aşkı arıyor olsam da, bu sefer bir şeyleri daha iyi anlıyordum. Aphrodite’nin aşkı, sadece varlıkların kalbine dokunmakla kalmaz, aynı zamanda derin, karmaşık duygularla da şekillenir. Bazen, sevdiğimiz kişinin yanımızda olmaması, ona olan aşkımızı güçlendirir. Ve belki de biz, aşkı doğru şekilde hissetmek için bir şeylere değer vermeliyiz.
“Güzellik, Aşkın Sadece Bir Yansımasıdır”
Aphrodite’nin kimseye tamamen ait olmadığını, kalbinin her zaman bir parçasını başkalarına verdiğini fark ettim. Güzellik ve aşk, iki birbirine zıt ama aynı anda var olabilen duygulardı. Kimi zaman seni çok seviyorum diyen biri, aynı zamanda seninle olmamak zorunda kalabilir. Hayatta her şeyin güzel ve sevimli olmasını beklemek, sadece bir hayaldir. Gerçek aşk, zorlukların içinden çıkar ve bu da onun özüdür.
O an, sanki Aphrodite de bana bunu anlatıyordu. Güzellik, aşkın bir parçasıdır ama bu sevgi, asıl anlamını yaşadığımız o zor dönemlerden alır. Bazen birine aşık olmak, o kişiye ulaşamadığında ne kadar güçlü olduğunu görmekle ilgilidir. Belki de en çok aşık olduğumuzda, kendimizi en çok kaybettiğimizde, gerçek duygularımızı hissediyoruz.
Aşkın İçindeki Boşluk
Ve sonra, Kayseri’nin karla kaplı sokaklarında yürürken, bir an daha düşündüm: Benim de bir Aphrodite’m var mıydı? O bana aşık mıydı? Bazen, birini sevmenin, sadece o kişiyi sevmekle sınırlı olmadığını fark ettim. Belki de sevdiğimiz şey, o kişiye dair hissettiğimiz boşluktur. Onun eksikliğini duymak, o kişinin hayatımızda olmasını istemek, asıl sevgiye dönüşebilir.
Aphrodite’nin aşkı, bir arayıştı. Benimkisi de öyleydi. Bir gün belki birisi gelip hayatımda bu eksik parçayı tamamlayacak, belki de aşkı sadece kendi içimde bulacağım. Ama şimdilik, kar tanelerinin düşüşünü izlerken, aşkın ve kaybolan duyguların ağırlığını hissettim. Ve evet, belki de Aphrodite de arayış içinde, ama bulduğunda, o aşkın kalıcı olmadığını, yine de güzellik ve derinlik taşıdığını biliyor.
Aşk, her zaman sorgulanan, merak edilen ve bazen de kaybedilen bir duygu… Aphrodite’nin hikayesi de tam olarak böyle. Kime aşık olduğunu bilemeyiz, ama o aşkı hep hissederiz.