İçeriğe geç

Mürde ne demek Osmanlıca ?

Mürde Ne Demek Osmanlıca? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış

Günlük hayatta kullandığımız bazı kelimeler, geçmişten günümüze sadece dilsel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir yük taşır. Bu kelimelerden biri de Osmanlıca kökenli “mürde” kelimesidir. “Mürde” kelimesi, Osmanlıca’da genellikle “ölü beden” anlamına gelirken, modern Türkçeye geçtiğinde farklı çağrışımlar yapabiliyor. Peki, bu kelimenin tarihi anlamı ve kullanımı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle nasıl bağlantılıdır? Günümüz İstanbul’unun sokaklarından, toplu taşımadan ve işyerlerinden gözlemlerle bu soruyu inceleyelim.

Mürde: Tarihsel Bağlam ve Günümüzdeki Anlamı

Osmanlıca kökenli olan “mürde” kelimesi, aslında “ölü beden” veya “ceset” anlamında kullanılıyordu. Ancak kelimenin bu anlamı, toplumsal cinsiyet ve sosyal adaletle ilişkili olarak daha derin bir bağa sahip. Mürde, sadece fiziksel bir bedeni tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumun o bedenle ilgili algısını da yansıtır. Bir bedenin, toplumsal bağlamda “değersiz” veya “yok sayılmış” olarak görülmesi, bazen bireylerin sosyal statüsüne, cinsiyetine veya diğer toplumsal özelliklerine dayanır.

Bugün, “mürde” kelimesi bir ölü bedeni tanımlamanın ötesine geçebilir. Özellikle kadınlar, LGBTQ+ bireyler, göçmenler ve diğer marjinalleşmiş gruplar için toplumsal hayatta ölüme dair simgeler, farklı anlamlar taşıyabiliyor. Toplum, kimi zaman bu grupları yok sayarken, onları bir anlamda “sosyal olarak ölü” sayabilir. Burada, “mürde” kavramı hem bireyin fiziksel yokluğuyla hem de toplumsal varlık olarak görmezden gelinmesiyle bağlantılıdır.

Toplumsal Cinsiyet ve Mürde

Bir sabah, İstanbul’un kalabalık bir caddesinde yürürken, yanında yürüdüğüm kadının giydiği elbise nedeniyle bakışları üzerinde hissettiğini fark ettim. O an, sokakta cinsiyetçi bakışların ne kadar sık ve doğal bir şekilde şekillendiğini düşündüm. Kadın, sadece giydiği elbise nedeniyle ölüme yakın bir sosyal cezaya çarptırılmış gibiydi. Buradaki “ölü”lük, fiziksel değil, toplumsal bir yalıtılmışlık ve “değer kaybı”ydı. Kadınların toplumda sıkça karşılaştığı bu tür bakışlar, bazen onları görünmez kılar. İşte “mürde” kelimesinin, toplumsal cinsiyetle bağlantısı da burada devreye giriyor: Kadınlar, genellikle yalnızca bedenleriyle tanınırlar ve toplumsal olarak bu bedene “ölü” bir şekilde bakılır.

Kadınların özellikle işyerlerinde ve kamusal alanlarda karşılaştığı eşitsizlik, bazen onları “toplumun ölüleri” gibi hissettirebilir. İşyerlerinde erkeklere göre daha düşük maaşlar, terfi olanaklarının kısıtlanması ya da sadece cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldıkları ayrımcılık, kadınları toplumsal düzeyde pasif hale getirebilir. Burada, “mürde” bir metafor haline gelir; toplumsal anlamda “değer kaybı” yaşayan her kadın, bir anlamda “ölü bir beden” gibi hissettirilir.

Çeşitlilik ve Marjinalleşmiş Gruplar

Bir gün metroda, yaşlı bir kadının, yanında oturan gencin ona bakışlarını fark ettiğini gördüm. Genç, kadının üzerine yayılan “yaşlılık” ve “huzur” imajını dışarıya yansıtarak adeta onu görünmez kılmak istiyordu. Kadın, metronun gürültüsünde sadece bir “mürde” gibi hissetmişti. Oysa kadın, toplumsal olarak daha az değerli sayılan bir yaşta olmasına rağmen, toplumsal katkıları ve yaşam deneyimiyle değerliydi. Ama toplumun ona biçtiği rol, adeta bir “ölü beden” gibi oluyordu.

LGBTQ+ bireyleri de benzer şekilde toplumdan dışlanmış hissedebilirler. Birçok LGBTQ+ birey, kimliklerinden dolayı kamusal alanlarda “görünmez” hale gelir. Bu bireyler, sokakta sadece “dışarıda” olarak var olabilirler, ama onların gerçekten “toplumun içinde” olduğuna dair bir kabul görmek zordur. Hatta bazen, toplumsal normlara uymadıkları için sosyal ölümle karşılaşırlar. İşte bu noktada “mürde” kelimesi bir sembol haline gelir: toplumsal kabul görmeyen bireylerin yaşadığı dışlanma, onlara adeta bir sosyal ölüm deneyimi yaşatır.

Sosyal Adalet ve Mürde: Bir Değişim İhtiyacı

Bu noktada, “mürde” kavramını sadece bir dilsel anlam olarak değil, toplumsal yapıyı sorgulamak için bir araç olarak kullanabiliriz. Toplumda, bazı grupların ölüme, dışlanmaya ya da değersizleştirilmeye daha yakın olduğunu görmek, sosyal adaletin eksik olduğu bir gerçekliği gözler önüne seriyor. Kadınların, LGBTQ+ bireylerinin, yaşlıların, göçmenlerin ve diğer marjinal grupların toplumda daha fazla görünürlük kazanması, onları sosyal olarak “canlandıracak” ve toplumsal ölüme karşı bir tepki verecektir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet, sadece bireysel haklar meselesi değil, aynı zamanda herkesin toplumsal yapıda hak ettiği yerin tanınmasıdır. Bir kelime, “mürde” gibi, çok derin bir anlam taşıyabilir. Bu, sadece dilde bir anlam kayması değil, aynı zamanda toplumsal algılama biçimlerinin de bir göstergesidir.

Sonuç: Mürde’nin Anlamı Yeniden Şekillenirken

“Mürde ne demek?” sorusuna bir Osmanlıca yanıt ararken, aslında bugün bu kelimenin, toplumumuzdaki eşitsizliklere dair çok daha derin anlamlar taşıdığını fark ediyorum. “Mürde”, geçmişte fiziksel bir ölü bedeni tanımlarken, bugün sosyal adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik açısından daha fazla kişiyi “ölü beden” olarak görebiliriz. Ancak bu algıyı değiştirmek, yalnızca dilde değil, günlük hayatın her alanında adaletin, eşitliğin ve kabulün sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Sokakta, işyerinde, metrolarda ya da herhangi bir kamusal alanda, bizler her bir bireyin varlığını görmek zorundayız. Çünkü toplumsal olarak hepimizin ölü bedenler gibi muamele görmeye hakkımız yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresiilbet yeni giriş adresibetexper giriş