A Humboldt Kimdir? Kayseri’de Bir Günlük Sayfasında Keşfettiğim Büyük Kaşif
Buna da Göz Atın: 50 koyun ne kadar yem yer ?
Artidekorasyon ailesine merhaba! Bu içerikte “A Humboldt kimdir” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
Bazen insan hiç tanımadığı birinin hayatına dokunur ve o kişi, yıllar önce yaşamış olsa bile kendisine çok yakın hissettirir. Ben bunu bir kış akşamı Kayseri’de, odamın küçük masasının başında otururken yaşadım. Dışarıda soğuk bir rüzgâr vardı. Erciyes’in üzerine çöken sis, şehrin ışıklarını daha da uzak gösteriyordu. O gün kendimi biraz yorgun ve kararsız hissediyordum. Günlüğümü açtım ve her zamanki gibi içimden geçenleri yazmaya başladım.
“Bugün neden bazı insanların dünyaya bakışı hiç eskimiyor?” diye bir cümle kurdum.
İşte tam o anda karşıma Alexander von Humboldt’un adı çıktı. Önce sadece bir isimdi benim için. Bir bilim insanı, eski zamanlardan kalmış bir araştırmacı… Fakat onun hayatını öğrendikçe bunun çok daha fazlası olduğunu fark ettim. Humboldt, sadece dağlara çıkan, bitkileri inceleyen ya da haritalar çizen biri değildi. O, dünyayı anlamaya çalışan, doğayla insan arasında görünmez bir bağ olduğuna inanan büyük bir keşif insanıydı.
O gece günlüğümün sayfasına şu cümleyi yazdığımı hatırlıyorum:
“Belki de insanın en büyük yolculuğu, dışarıdaki dünyayı keşfederken kendi içini de keşfetmesidir.”
Alexander von Humboldt Kimdir?
Alexander von Humboldt, 1769 yılında Almanya’nın Berlin kentinde doğmuş, coğrafya, doğa bilimleri, keşif ve araştırma alanlarında tarihe iz bırakmış önemli bir bilim insanıdır. Onun hayatı, merakın ve öğrenme isteğinin insanı nerelere taşıyabileceğinin en güçlü örneklerinden biridir.
Humboldt’un en dikkat çekici yönlerinden biri, doğayı parçalar halinde değil, bir bütün olarak görmesiydi. Ona göre orman sadece ağaçlardan, dağ sadece kayalardan, nehir sadece sudan oluşmuyordu. Her şey birbiriyle bağlantılıydı. Bir yerde yaşanan değişimin başka bir yerde etkisi olabileceğini düşünüyordu.
Bu düşünce, onun dönemine göre oldukça ileri bir bakış açısıydı. Çünkü o yıllarda birçok bilim insanı doğayı ayrı ayrı incelemeye çalışırken Humboldt, büyük resmi görmeye çalışıyordu.
Bunu öğrendiğimde içimde garip bir heyecan oluştu. Çünkü ben de bazen hayatımdaki küçük olayların aslında birbirine bağlı olduğunu hissederim. Kayseri’de sıradan görünen bir günün, yıllar önce yaşamış bir insanın düşünceleriyle birleşmesi bana çok anlamlı geldi.
Günlüğümde Humboldt’un İzini Sürerken
Ertesi gün yine aynı masaya oturdum. Çayımı aldım, eski defterlerimi karıştırdım. Küçük yaşlardan beri günlük tutuyorum. Bazen kimseye anlatamadığım şeyleri oraya yazıyorum. Kırgınlıklarımı, umutlarımı, korkularımı…
O gün Humboldt’un hayatını okurken kendimi onun yolculuklarından birinde gibi hissettim.
1799 yılında Humboldt, büyük bir Güney Amerika keşfine çıktı. Yanında Fransız botanikçi Aimé Bonpland da vardı. Bu yolculuk sırasında Amazon ormanlarını, And Dağları’nı, volkanları ve birçok farklı bölgeyi incelediler.
Düşünsenize…
Bugünkü teknolojinin olmadığı bir dönemde, bilinmeyen yerlere gitmek, haritalarda eksik kalan alanları keşfetmek, doğanın içinde aylarca yaşamak…
Ben bunu düşündüğümde hem hayranlık duydum hem de biraz korktum. Çünkü insanın bilinmeyene doğru ilerlemesi büyük cesaret ister. Bazen kendi hayatımızdaki küçük değişikliklerden bile çekinirken Humboldt, dünyanın diğer ucuna gidip doğanın sırlarını anlamaya çalışıyordu.
Günlüğüme şöyle yazdım:
“Ben bazen geleceğimden korkuyorum. Ama Humboldt bana gösteriyor ki korkunun olduğu yerde büyük keşifler de olabilir.”
Bir Dağ, Bir İnsan ve Büyük Bir Hayal
Humboldt’un hayatındaki en etkileyici sahnelerden biri, Ekvador’daki Chimborazo Dağı’na yaptığı tırmanıştır. O dönem bu dağın dünyanın en yüksek noktası olduğu düşünülüyordu. Humboldt ve ekibi, çok zorlu şartlarda büyük bir yüksekliğe ulaştılar.
Bu sahneyi düşündüğümde gözümün önüne Kayseri’deki Erciyes geliyor.
Çocukluğumdan beri Erciyes’e baktığımda hep aynı şeyi hissederim. Büyük, sessiz ve güçlü bir görüntüsü vardır. İnsan onun karşısında kendini küçük hisseder. Ama aynı zamanda içimde garip bir cesaret de oluşur.
Humboldt’un dağlara bakarken hissettiği şeyi biraz anlayabildiğimi düşünüyorum. Dağ sadece çıkılması gereken bir yer değildir. Bazen insanın kendi sınırlarını görmek için karşısına çıkan bir aynadır.
Bir akşam günlüğüme şu cümleyi yazdım:
“Belki de hepimizin hayatında bir Erciyes vardır. Aşılması zor görünen ama bizi değiştiren bir hedef…”
Humboldt’un dağlara olan ilgisi sadece yükseklik merakı değildi. O, dağların iklimi, bitkileri ve çevresindeki yaşam üzerindeki etkilerini anlamaya çalışıyordu. Onun için keşif, sadece bir yere gitmek değil; orayı gerçekten anlamaktı.
Humboldt’un İnsanlara Bıraktığı Büyük Miras
Alexander von Humboldt’un en önemli özelliklerinden biri, bilgisini kendine saklamamasıydı. Gördüklerini, öğrendiklerini ve düşündüklerini insanlarla paylaşmak istedi.
Onun yazdığı eserler, farklı alanlarda çalışan birçok bilim insanını etkiledi. Doğa bilimleri, coğrafya ve çevre anlayışı üzerinde büyük bir etkisi oldu.
Bugün iklim değişikliği, ekosistemlerin korunması ve doğanın dengesi hakkında konuşurken aslında Humboldt’un yıllar önce ortaya koyduğu bazı düşüncelerin izlerini görüyoruz.
Bunu öğrendiğimde içimde biraz hüzün oluştu. Çünkü bazı insanlar yaşadıkları dönemde değerlerinin tamamını göremeyebilir. Humboldt da zaman zaman fikirleri nedeniyle eleştirildi. Fakat o vazgeçmedi.
Ben de hayatımda bazen anlaşılmadığımı hissettiğim anlar yaşadım. Yazdığım bazı şeylerin kimse için önemli olmadığını düşündüğüm zamanlar oldu. Böyle anlarda Humboldt’un hikâyesi bana umut verdi.
Çünkü bazen bir düşüncenin değeri hemen ortaya çıkmaz.
Kayseri’de Soğuk Bir Akşam ve Bana Kalan Ders
Aradan birkaç gün geçti. Yine aynı odadaydım. Pencereden dışarı baktığımda Kayseri’nin sakin sokaklarını gördüm. İnsanlar günlük hayatlarına devam ediyordu. Birileri işe gidiyor, birileri eve dönüyor, birileri kendi mücadelelerini yaşıyordu.
Ben ise masamda Humboldt’u düşünüyordum.
Bana göre onun hikâyesinin en etkileyici tarafı, dünyayı değiştirmek için önce merak etmek gerektiğini göstermesiydi.
Humboldt zengin veya rahat bir hayatın içinde kalabilirdi. İsterse güvenli bir yaşam seçebilirdi. Fakat o, bilinmeyene doğru yürümeyi tercih etti.
Bunu düşündüğümde kendi hayatımla ilgili bazı şeyleri sorguladım. Gerçekten istediğim şeyler için yeterince cesur muyum? Merak ettiğim konuların peşinden gidiyor muyum? Yoksa bazen korkularımın arkasına mı saklanıyorum?
Bu soruların cevapları kolay değildi.
Ama içimde küçük bir umut oluştu.
Çünkü Humboldt bana şunu hatırlattı: İnsan sadece bulunduğu yerde durarak büyüyemez.
Alexander von Humboldt’un Hikâyesinden Öğrendiğim En Büyük Şey
Alexander von Humboldt kimdir sorusunun cevabı sadece birkaç cümleyle anlatılabilecek kadar basit değildir.
O, bir kaşifti.
O, bir bilim insanıydı.
O, doğayı anlamaya çalışan bir düşünürdü.
Ama benim için Humboldt bundan daha fazlası oldu.
O, merakını kaybetmeyen bir insanın hikâyesiydi.
Bazen hayat çok sıradan görünür. Aynı sokaklardan geçeriz, aynı işleri yaparız, aynı düşüncelerin içinde kalırız. Fakat bazen bir kitap, bir insan hikâyesi veya eski bir keşif bizi bulunduğumuz yerden alıp bambaşka düşüncelere götürür.
Benim için Humboldt böyle bir insan oldu.
Kayseri’de küçük bir odada başlayan bir araştırma, bana dünyanın ne kadar büyük olduğunu ve insanın içinde ne kadar büyük bir keşfetme isteği taşıdığını hatırlattı.
O gece günlüğümün son sayfasına şunu yazdım:
“Belki hepimiz kendi hayatımızın kaşifiyiz. Önemli olan, yolun sonunda ne bulacağımız değil; yola çıkacak cesareti gösterip göstermediğimiz.”
Ve o günden sonra Erciyes’e her baktığımda sadece bir dağ görmedim.
Bir hayali, bir cesareti ve Alexander von Humboldt’un hiç bitmeyen keşif ruhunu gördüm.